Cuma, Kasım 09, 2012 | By: vyucel yucel

Ve Spartacus Sona Eriyor...

SPARTACUS: War of the Damned

Sıradan bir çiftçi iken önce gladyatör ve sonra ise kaçak bir köle olup yıllarca Roma'ya direnen Spartacus hikayesini anlatan epik dizi final sezonuyla vizyona girmeye hazırlanıyor...

Spartacus adlı Roma'ya karşı ayaklanan ve Roma İmparatorluğuna karşı en uzun süre direnebilen köle ayaklanmasının liderinin hikayesini konu alan Starz kanalı yapımı dizi final sezonuyla ekranlara gelecek. Dizi Andy Whitfield'ın baş rol oynamasıyla başlamıştı. Beklenenden çok daha büyük ilgi gören dizi henüz ilk sezonunun ortasındayken A. Whitfield'ın hastalık haberiyle diziye erken sezon finali yaptırdı. Uzunca bir süre Whitfield'ın iyileşmesini bekleyen Starz, aktörün vefatı üzerine kararsız kaldı ve uzun bir süre sonra yeni bir Spartacus seçerek yoluna devam etme kararı aldı. Bir ön sezon yaparak yeni Spartacus seçilene kadar, Spartacus önceki hikayeyi Spartacus: Gods of the Arena ile devam ettirdi. Sonrasında ise yeni Spartacus olarak Liam McIntyre seçildi. Dizi fanatikleri asla Whitfield'ın yerini tutmayacak deselerde McIntyre epey büyük bir ilgi gördü ve dizi başarılarına arttırarak devam etti. Sıralama olarak 3. (üçüncü) ancak hikayenin akışı olarak 2. (ikinci) sezon olan Spartacus: Vengeance bölüm başına yaklaşık 6 milyon izleyici tarafından izlendi. Tabi ki bu rakamlar ABD üzerinde... Bunun yanı sıra ABD dışında milyonlarca izleyici tarafından takip edildi. Rekor sayıda ülke televizyonu tarafından satın alınan dizi 100'den fazla dile çevrilerek farklı ülkelerde yayın yaptı. Ülkemizde ise Cnbc-e ve Star televizyonları diziyi altyazı ve dublaj seçeneğiyle izletti...

Starz'ın sevilen dönem dizisi Spartacus'ta destansı yolculuğun son bölümü yaklaşmaya başladı. Geçtiğimiz yaz döneminin Haziran ayı başlarında serinin yaratıcı ismi Steven S. DeKnight ve Starz CEO'su Chris Albrecht tarafından aynı zamanda final sezonu olacağı duyurulan üçüncü sezon 'Spartacus: War of the Damned'ın başlangıç tarihi belli oldu. (Üçüncü sezon denilen bu sezona Gods of the Arena dahil edilmemiştir. Onuda hesaba katarsak 4. sezon olacaktır. Sıralama şu şekilde; 1) Spartacus : Blood and Sand, 2) Spartacus: Gods of the Arena, 3) Spartacus: Vengeance, 4) Spartacus: War of the Damned)

Yayıncı kanal Starz'dan akşam saatlerinde yapılan duyuruya göre, 'Spartacus: War of the Damned'ın ilk bölümü 25 Ocak 2013 Cuma akşamı (9 p.m.) izleyicilerle buluşacak.

Rob Tapert (The Grudge, Xena: Warrior Princess, Hercules: The Legendary Journeys), Steven S. DeKnight (Buffy the Vampire Slayer, Angel), Sam Raimi (Spider-Man, The Evil Dead, Drag Me to Hell, Spy Game) ve Joshua Donen'ın (The Quick and the Dead) uygulayıcı yapımcılığını üstlendikleri sezon 10 bölümden oluşacak.

Liam McIntyre (Spartacus), Manu Bennett (Crixus), Dustin Clare (Gannicus), Dan Feuerriegel (Agron), Cynthia Addai-Robinson (Naevia) ve Ellen Hollman (Saxa) gibi isimleri göreceğimiz etkileyici savaş sahnelerine sahip final sezonu için oyuncu kadrosuna katılan yeni isimleri hatırlayacak olursak: 

* Saygın bir soydan gelen, yakışıklı ve tutkulu biri olarak tanımlanan genç, zeki ve ölümcül becerilere sahip Gaius Julius Caesar rolüyle Todd Lasance (Home and Away), 

* Roma cumhuriyetinin en zengin adamı olan, askeri zaferler peşinde koşan Marcus Licinius Crassus rolüyle Simon Merrells (The Wolfman), 

* Spartacus'un büyüyen köle isyanının kendisinin ve en yakınında bulunan kişilerin yaşamlarını etkilemeye başladığı, Roma'nın yüksek rütbeli ve güçlü kişilerinden birinin seçkin ve varlıklı karısı Laeta karakteriyle Anna Hutchison (The Cabin in the Woods), 

* Marcus Crassus'a derin duygularla bağlı olan sadık köle Kore karakteriyle Avustralyalı aktris Jenna Lind (Underbelly II), 

* Ve Romalıların zulmünden kurtarılmış, artık özgür olan genç ve güzel bir köle Sibyl karakteriyle Yeni Zelanda doğumlu genç oyuncu Gwendoline Taylor (Go Girls, Blue Mermaid) gibi isimler üçüncü sezon oyuncu kadrosuna katılan isimler arasında yer almaktalar.

Geride bıraktığımız sezon (Spartacus: Vengeance) izlenme oranlarında bölüm başına ortalama 6 milyonun üzerinde izleyici kitlesi yakalamayı başaran serinin final sezonunun büyük ilgi görmesi bekleniyor.


SPARTACUS: WAR OF THE DAMNED FRAGMANI
Cuma, Ekim 26, 2012 | By: vyucel yucel

Kablosuz Ağlar İnsana Zarar Verir mi?





Kablosuz ağlar cep telefonlarıyla başladı, Wi-Fi olarak da bilinen kablosuz şebekelerle devam ediyor… Pek çok kişi çoğunlukla bilimsel veriye dayanmadan bu sistemlerin sağlığa zarar verdiğini iddia ediyor. Hatta İngiltere gibi bazı ülkelerde sıhhi kaygılardan ötürü kablosuz şebekelerin ilk ve ortaöğretim kurumlarında kısıtlanması talep ediliyor. Peki hemen tüm dünyada süregiden bu tartışmalarda yanlış ve doğrular neler? Kablosuz internet ağları gerçekten tamamen zararsız mı? Buyrun soru ve yanıtlara:
Wi-fi (kablosuz bağlantı) ne anlama gelir?
Wi-fi, İngilizce’de Wireless Fidelity, kelimelerinin kısaltılmışıdır ve kablo olmadan radyo dalgalarıyla veri transferi sağlayan bir dizi iletişim standardına verilen addır. Bu standartlara uyumlu cihazlar (bilgisayar, cep telefonu, PDA) genişbant hızında internete kablosuz olarak bağlanabilir.
Nasıl çalışır?
Kablosuz veri alış verişi için belirli bir frekansta radyo dalgaları kullanır ki bu genişbant internet bağlantısı için 2.4 GHz’dir. Bu frekans mikrodalga fırınların, telsiz ev telefonlarının ve Bluetooth cihazlarının çalıştığı frekanstır. Kablosuz bağlantıda veriyi taşıyan radyo dalgaları non-ionising (iyonize etmeyen) şeklinde nitelendirilen bir tür yayılımdır (radyasyon). Bu yayılım türü aynı zamanda mikrodalga, kızılötesi ışık, mobil telefon ve görünür ışıktaki yayılım türüdür. X-ışınları gibi iyonize edici (ionising) yayılım (radyasyon) ise biyolojik dokulara zarar verebilir, hücrelerde DNA tahribatına yol açabilir. Kablosuz ağlarda kullanılan iyonize edici olmayan (non-ionising) radyasyon, atomları iyonize etmeye yetecek kadar enerji taşımazlar ve yüksek dozlarda maruz kalındığında dahi sadece atomları hızlandırıp ısınmaya yol açarlar. Mikrodalga fırınlar gıdaları işte bu şekilde ısıtır; yani yüksek oranda iyonize etmeyen radyasyon yollayarak gıda atomlarını hızlandırır ve ısınmalarını sağlar. Tipik bir mikrodalga fırının içindeki gıdaya yolladığı radyasyon, bir wi-fi ağındaki radyasyon yoğunluğunun yaklaşık 100,000 katıdır.
Wi-fi güvenliği konusunda ne gibi kaygılar var?
Bazı bilimadamları, düşük miktarda iyonize etmeyici radyasyonun bile kromozomlarda tahribata yol açabileceğini savunuyor. Ancak şu ana dek bunu doğrulayan herhangi bir bilimsel kanıt bulunamamış durumda.
Düşük düzeylerdeki radyasyonun atomları hareketlendirmenin ötesinde etkilerde bulunduğu, ısısal olmayan etkileşime neden olduğu konusunda spekülasyonlar var. Ancak bunun olası olduğunu ispatlayan bir bilimsel kanıt da bugüne dek elde edilebilmiş değil.
Kafatasları daha ince olduğu gerekçesiyle küçük çocukların cep telefonu kullanmamaları gerektiği iddiaları, ve dünyada bazı resmi kurumların bunu desteklemesi, wi-fi ağlar için de sağlık sorularının doğmasına yol açtı. İngiliz Sağlık Koruma Dairesi, wi-fi ağının bulunduğu bir alanda (ev, ofis, kafe, otel, havalimanı vs.) tam bir yıl boyunca oturan birinin maruz kalacağı toplam radyasyon, cep telefonuyla yapılan 20 dakikalık bir görüşme esnasında maruz kalınana eşit.
O zaman kablosuz (wi-fi) ağın yüzde 100 zararsız olduğunu söyleyebilir miyiz?
Bilimadamları, kablosuz bağlantının zararlı olduğuna ilişkin hiç bir kanıt olmaması durumu ile, bir şeyin yüzde 100 zararsız olduğunu söyleyebilme arasında fark olduğunu hatırlatıyor. Kablosuz bağlantının sağlığa zararlı olmadığını kanıtlamak için daha uzun ve detaylı incelemeye tabi tutulmasını isteyenler elbette bulunuyor. Ancak aynı bilimadamları ‘negatif’ olanı kanıtlamanın imkansızlığını da vurguluyor. Yani kablosuz ağın insan üzerinde sıfır etkiye sahip olduğunu kanıtlanmanın yolu yok. Ama başta dediğimiz gibi zararı olduğu da henüz kanıtlanabilmiş değil.
Tedbiri abartıp kablosuz ağ kullanmayı bırakmalı mıyız?
Dünya Sağlık Örgütü, düşük radyasyonlu (örn. genişbant internet) kablosuz ağlara uzun süre maruz kalmanın riskli olmadığını resmen açıklamış durumda. Ancak yine de küçük çocukların dizüstü bilgisayarlarını ‘diz üstünde’ değil masaya koyarak kullanmaları tavsiye ediliyor.
Salı, Eylül 25, 2012 | By: vyucel yucel

Ölmeden Önce Okunması Gereken Kitaplar - 2 (Trainspotting)

Mutlaka okunması gereken kitaplar diye bir seri yayınlamaya başlamıştım. Bu kitaplar bir siteden edindiğim ve okuduğum okunması gereken kitaplar listesinden alıntıdır. Ben genel anlamda değerlendirmelerini beğendiğim için burada sizlerle paylaşmaya başladım. Orada okuduğum kitapları burada paylaşmak istedim. Okumadıklarımı da okuyup beğenirsem listeye eklemeye devam edeceğim.

Bu kez tanıttığım kitap Irvine WELSH'in kitabı Trainspotting!

Trainspotting, dibe vurmaktan çekinmeyenlerin öyküsü. Kısa ve hayal kırıklıklarıyla dolu hayatların baştan kabulü… Trainspotting, şimdi ve her zaman, bir iş-bir eş-bir yuva masallarıyla doymaktansa hayatın gerçekleriyle aç kalmayı seçenlerin gün sonu özeti.


Resident Evil: Retribution (2012 - Milla JOVOVICH/ Sienna GUILLORY/ Michelle RODRIGUEZ)

Resident Evil ya da Türkiye'de çevrilen adıyla Ölümcül Deney seyrettiğim en güzel uyarlama film!
2002 yılında serinin ilk filmi gösterime girdiğinde nasıl bir film diyerek, oyununu hiç oynamamış ve dolayısıyla konusunu hiç bilmeden izlediğim filme hayran kalmam 100 dakikamı aldı :) Baştan sona merak uyandıran filmi daha sonra defalarca kez izledim. 

Film tahmin edilenden de çok tutuldu ve başarısı devam filmleriyle, fan klüpleriyle ve bir çok fan filmi ile devam etti...

Çarşamba, Eylül 12, 2012 | By: vyucel yucel

Ölmeden Önce Okunması Gereken Kitaplar

Kitap okuma toplumumuzun alışkanlıkları arasında yeterli olmayanların başında geliyor. Her şeyi yapmayı bilen toplumumuz nedense kitap okumak da biraz çekingen davranıyor. Üniversite bitirip eline ders kitabı dışında kitap almamış tanıdıklarım var. Bu üzücü bir şey elbette ki! Bu nedenle insanların okuyunca hoşlarına gidecek kitaplardan bir seri paylaşayım dedim. Bu kitaplardan kaç tane paylaşırım bilmiyorum ama etiketlerden takip edilebilir. (Okunması Gereken Kitaplar Etiketi)

İnsan hayatında okumak güzel bir eylem olarak yer alıyor. Bunu okumayı öğrendiğimiz andan itibaren uygulayabiliriz. Önce kocaman puntolarla yazılmış bol resimli hikaye kitapları ilgimizi çeker. Aslında hikaye çok basittir ufaktır ama etkisi ve görselliği, çocuk zihniyle buluştuğu anda büyük bir dünyaya dönüşür. Çocuk o dünya içinde hayaller kurar, zora düşen hikaye kahramanını kurtarmaya çalışırız. Basit ama güzel hikayelerdir unutulmaz olurlar. Okuduğum yüzlerce kitabın bir çoğunu unutmuşumdur aslında ama çocukken okuduğum Alık ile Balık ve daha bir çok hikayeyi aynen hatırlıyorum.

Büyüdükçe hayal dünyası gelişir, okuma alışkanlığı gelişir ve ilk başlarda dev bir yapı olan romanlar okunmaya başlanır. İlk okuduğum roman olan Simyacı'yı da unutamıyorum mesela. 

Ama bazı eserler vardır onların unutulması zaten imkansızdır. Bir çoğu filme çevrilmiştir. Bunların bir kısmı da kitabın verdiği lezzete yaklaşmıştır. Ancak büyük kısmı o müthiş lezzete yaklaşamamıştır bile.

Bundan sonra düzenli olarak paylaşacağım kitaplardan ilki tabi ki benim favorim Yüzüklerin Efendisi serisi...


Perşembe, Eylül 06, 2012 | By: vyucel yucel

Ekonomimiz

Ekonomi eğitim kökenli biri olarak hiç bu konuda yazı yazmadığımı fark ettim. Eğitimini İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi'nde yapmış biri olarak ekonominin insan yaşamına, ticaretin başladığı ilk zamandan bu yana yaptığı etkileri açıkça görebiliyorum. Elbette insanın yaşam sürecine her şey etki edecektir. Ancak ekonomi sosyal yaşamı dahi çok fazla etkileyen statüleri belirleyen, ülkelerin yıkılmasına sebep olan, savaşlara, yıkımlara, rejim değişikliklerine, ihtilallere, sömürgeleşmeye ...vs daha bir çok şeye neden olmaktadır.

Çok bilinen bir kavramdır "Homo Economicus". Bu demektir ki insan ekonomik hayatında kendisine en çok faydayı sağlayacak bileşimi tercih eder. Yani bir kişi para harcarken bunu kendisine maksimum faydayı sağlayacak şekilde davranır. Peki bu insanlar için ne kadar doğru? Birey için kolay bir süreçtir. Çalışırsın, parayı kazanırsın ve harcarsın! Bu kadar basittir. Ay sonunda alırsın eline kalem-kağıt ve başlarsın kazandığın parayı nerelere harcadığını en fazla 10-20 TL'lik oynama ile hesabını tamamlarsın...

İş makro göstergelere geldiğinde ise süreç biraz daha karışıktır. Çünkü artık hesaplama yapılırken bir kişi veya bir ailenin ekonomik verileri değil milyonlarca insanı hesaba katan bir değerlendirmedir ve bir kalem hatası bile binlerce, milyonlarca TL'lik hataya yol açabilir.

Türkiye'nin diğer ülkelerle kıyaslamalarının yer aldığı bir yazı yazmış ünlü ekonomist Mahfi Eğilmez. Kendi blogundan yayınladığı yazıyı sizlerle paylaşmak istedim bu arada ekonomik verilere nerelerden ulaşacağını bilmeyenler için yazının sonuna bir link zinciri ekleyeceğim. (NOT: Mahfi Eğilmez, blogunda yazılarını kaynak vererek yayınlayabileceğimizi belirtmiş buna dayanarak yazıyı burada paylaşıyorum.)

Perşembe, Ağustos 23, 2012 | By: vyucel yucel

Bu Oyunlarla Büyüdük...



Günümüz teknolojisi akıl almaz bir hızla ilerlemeye devam ediyor.
Geçtiğimiz yüz yılda yaşanan toplam gelişme son 10 yıllık gelişmenin yakınından bile geçemez herhalde.
Şöyle bir düşünün, 10 yılda ne kadar çok yeni teknoloji ile tanıştık. Bilgisayarların ve iletişim sektörünün gelişmesi bilgi paylaşımını ve teknolojideki ilerlemeyi sağladı diye düşünüyorum. Tarihi gelişim içerisinde icat edilen bir aletin başka bir devlet tarafından kullanılması aylar, yıllar sürerken artık dünyanın bir ucunda bulunan bir icat 10-15 gün içinde dünyanın her yerinde bulunur hale geliyor.

Peki çocukluğumuzda oynadığımız oyunlar için ne denilebilir.
Nedense bu anlamda nostalji çok hoşuma gidiyor. Çocukluk yıllarımı hatırlıyorum ve bugünün çocukları için çok ama çok üzülüyorum. Benim çocukluğum 90'lı yıllarda geçti ve bence gerçek anlamda eğlenerek, çocuk gibi büyüyen son nesil bizim neslimizdi. Bizler atari, tetris gibi dönemin yüksek teknolojileri ile oyunlar oynasak da sokak oyunlarının, tadını verebilecek bir oyunun halen var olmadığı kanısındayım. Şimdi ise artık bilgisayar başından kalkmayan ( sadece oyun oynayanları kastediyorum, yoksa bilgiye ulaşma amaçlı bilgisayar kullanımı elbette güzel bir şey) çocuklar, geleceğin asosyal toplumunun temelini atabilir. 


Bilgisayar ülkemize 70'li yılların sonunda ve hatta gerçek anlamda 80'li yıllarda girdi. Tabi ki 64kb'lık PC'ler nasıl bir bilgisayar deneyimi sundu bilemiyorum. İnternetin hayatımıza girmesi biraz daha uzun bir süreç oldu. Benim çocukluğumda atari ile başlayan oyun oynama süreci elbette pc ile devam etti. Artık günümüzde PES (Pro Evolution Soccer), FIFA gibi seriler görüntü kalitesi üst düzey, yapay zekası çok iyi işleyen oyunlar çıkarsa da gerçekten FIFA 99, Tsubasa, Pele's Soccer gibi oyunların verdiği o zevki veriyor mu bilemiyorum...

 Şimdi paylaşacaklarım bizleri yıllar yıllar öncesine götürecek...


Pazar, Ağustos 19, 2012 | By: vyucel yucel
Perşembe, Ağustos 16, 2012 | By: vyucel yucel

İstanbul Alınamayabilirdi!


Şüphesiz İstanbul'un fethi tarihimizin en önemli olaylarından birisi... Gerek Fatih Sultan Mehmet'in gerekse o dönemde yarattığı bir çok kahramanın üst düzey çabaları, akıl oyunları, dönemin kullanılan yeni teknolojileri ve tabi akıllardan çıkmayan "gemileri karadan yürütme fikri"... Bunların tamamı şu an konuşulmuyor ya da farklı şekillerde gelişiyor olabilirdi... Bu iddia ünlü tarihçi Murat Bardakçı'ya ait. Habertürk gazetesinde çıkan 16.08.2012 tarihli yazısında değindiği bu konu dikkatimi çekti bende paylaşmak istedim... Ya İstanbul alınmamış olsaydı?





Bu nikâh kıyılsaydı İstanbul büyük ihtimalle asla fethedilemeyecekti!



Pazartesi, Ağustos 13, 2012 | By: vyucel yucel

Android Tabletler İçin 3G Modem Ayarları

Bu blogda kendi işime yarayan şeyleri yazacağımı hep söylemiştim...

İnternet dünyasında sıklıkla gördüğüm sıkıntılardan, kendiminde yaşadığı bir sıkıntı olan Android Tablet Pc'ler için 3G modem ayarları nasıl yapılır cevabını vermeye çalışacağım...

Umarım işinize yarar...




TURKCELL
1) Öncelikle Turkcell VINN modemi bir bilgisayara bağlayarak şifresini kaldırınız. (Ayarlar bölümündeki PIN işlemlerinden)

2) USB aparatı ile Turkcell VINN’ı bağlayınız.

3) Ayarlar bölümünden Kablosuz Ağlar’a giriniz. Kablosuz ağ açık ise kablosuz ağı kapalı hale getiriniz. 

4) Mobil Ağlar’a tıklayınız, Erişim Noktası Adları’na tıklayınız.

5) Ekran boş ise, menü tuşuna basınız. Yeni APN işlemi yapınız.

6) Erişim Noktası Düzenleme ekranına "Turkcell" giriniz.

7) APN bölümüne "MGB" yazınız
8) MCC bölümüne "286" yazınız
9) MNC bölümüne "01" yazınız
10 APN Türü bölümüne "default,Supl" yazınız

11) Menü tuşuna basarak kaydediniz.

AVEA
1) Öncelikle Avea JET modemi bir bilgisayara bağlayarak şifresini kaldırınız. (Ayarlar bölümündeki PIN işlemlerinden)

2) USB aparatı ile Avea JET’i bağlayınız.

3) Ayarlar bölümünden Kablosuz Ağlar’a giriniz. Kablosuz ağ açık ise kablosuz ağı kapalı hale getiriniz. 

4) Mobil Ağlar’a tıklayınız, Erişim Noktası Adları’na tıklayınız.

5) Erişim Noktası Düzenleme ekranında en üstte Ad bölümüne "avea" yazınız

6) APN bölümüne Avea JET için "internet" yazınız.

7) MCC bölümüne "286" yazınız
8) MNC bölümüne "03" yazınız
9) APN Türü bölümüne "default,Supl" yazınız

10) Menü tuşuna basarak kaydediniz.

VODAFONE
1) Öncelikle Vodafone modemi bir bilgisayara bağlayarak şifresini kaldırınız. (Ayarlar bölümündeki PIN işlemlerinden)

2) USB aparatı ile Vodafone modem’i bağlayınız.

3) Ayarlar bölümünden Kablosuz Ağlar’a giriniz. Kablosuz ağ açık ise kablosuz ağı kapalı hale getiriniz. 

4) Mobil Ağlar’a tıklayınız, Erişim Noktası Adları’na tıklayınız.

5) Erişim Noktası Düzenleme ekranında en üstte Ad bölümüne "Vodafone TR" yazınız

6) APN bölümüne Vodafone modem için "internet" yazınız.

7) Kullanıcı Adı bölümüne "vodafone" yazınız.
8) Şifre bölümüne "internet" yazınız.

9) MCC bölümüne "286" yazınız
10) MNC bölümüne "02" yazınız
11 APN Türü bölümüne "default,Supl" yazınız

12) Menü tuşuna basarak kaydediniz.
Çarşamba, Temmuz 25, 2012 | By: vyucel yucel

Duymadınız mı? O kadar mı kalındı duvarlar? Sizi bizden ayıran?



Aslında çok uzun zamandır var olan ancak son yıllarda dikkatimizi biraz basının ilgisi, biraz bilinçlenme ve sanırım biraz da eğitim sayesinde göz önüne gelen çok büyük bir problemimiz var. Bugünlerde televizyonlar ve gazetelerde sıklıkla karşımıza çıkar oldu: Kadına Şiddet(!)

Şiddet kelimesi içeriği bakımından hiç bir insana karşı yapılmaması gereken bir şey ve hatta sadece insana da değil, hayvana, bitkiye, evdeki eşyaya ve doğaya... Şiddet hiç bir şekilde kabul edilemez bir olgu. Ancak sırf bir cinsin fiziki gücünün daha az olması, erkek egemen bir toplumun baskıcı dayatmaları, belki de en ağır yükleri çekseler de sesleri çıkmayan kadınlara uygulanan şiddet apayrı bir yerde. 

Üzülerek de olsa şimdiye kadar hiç bir kitabını okuyamadığım Elif Şafak'ın, Habertürk gazetesinde yazdığı yazı gözüme ilişti geçenlerde. Okudum, okudukça daha da etkilendim. Açıkçası yazıyı okudukça bu konudaki farkındalığım arttı sanki. Gece'ydi yazının başlığı ve bir kızın ağzından yazılmıştı. Babasının, annesine uyguladığı sürekli şiddeti ve sonucunda ki hazin olayı anlatmış yazısında Elif Şafak. 

Çok yorum yapılacak bir konu değil. Bu böyle devam mı eder yoksa eğitim, kanunlar veya herhangi bir yolla önüne geçilebilir mi bilmiyorum (!) Ama devam etmemesi gerektiğini biliyorum...
Elif Şafak'ın yazdığı yazıyı noktasına dokunmadan yayınlamak istiyorum...


THE DARK KNIGHT RISES (2012) (Christian Bale, Morgan Freeman, Anne Hathaway)

20 Temmuz'da dünyada bir çok ülkede giren Batman üçlemesinin son filmi "The Dark Night Rises" ya da Türkçe adıyla "Kara Şövalye Yükseliyor" ülkemizde 27 Temmuz'da gösterime girecek. Warner Bros firmasının yapımcılığını üstlendiği seri ilk iki filmle dünya çapında bir şöhrete ulaşmış ve başta IMDB olmak üzere pek çok rating oylamasında üst sıraları zorlamıştı. Christian Bale'i Batman rolünde izlediğimiz seri de bir çok ünlü oyuncu da yer aldı. Anne Hattaway, Morgan Freeman, Gerry Holdman, J. Gordon Levitt, Michael Caine ve serinin ikinci filmi olan "The Dark Night" filminde performansıyla izleyen herkesi büyüleyen ancak hayata gözlerini erken yuman, "Joker" karakterini canlandıran Heath Ledger(!) Maalesef son filmde göremeyeceğimiz bir karakter.


Perşembe, Haziran 28, 2012 | By: vyucel yucel

İnsanın Kendinle Mücadelesi : İskenderiye Kütüphanesi

Bir hikaye anlatmak istiyorum. İnsanoğlu tarihte bir çok kez kendi ırkına ihanet etmiştir. Ufak bir araştırmayla bile bunun bir çok örneğine rastlarız. Dünya savaşları mesela ve hatta tüm savaşlar, Hiroshima'ya atılan atom bombası ama aslında benim bildiklerim arasında en kötüsü İskenderiye Kütüphanesi'nin başına gelenler.

M.Ö. III. Yüzyılın başlarında Mısır'ın İskenderiye şehrinde, Ptolemaios Hanedanı tarafından kurulmuş olan kütüphane, sadece kitapların bulunduğu bir bina değildi.  Aynı zamanda bir bilim merkeziydi de. Hem müze hem kütüphane hemde bilim merkezi gibi kullanılan İskenderiye Kütüphanesini ve dolayısıyla insanlık tarihini hazin bir son bekliyordu. 


İskenderiye şehrini M.Ö. 332 yılında  III. Alexandros (Aynı zamanda İskender Rumi, İskender Yunani ve Makedonyalı İskender ve tarih sahnesinde en çok bilinen adıyla Büyük İskender) tarafından kuruldu. İskender'in ölümüyle imparatorluk dağılınca, komutanlarından Lagos'un oğlu Ptolemaios 1. Soter İskenderiye şehrini ele geçirir. Savaşı sevmeyen Ptolemaios, hiç bir zaman ülkesinin topraklarını genişletme hevesinde olmamıştı. İlgisi daha çok sanat ve edebiyat üzerineydi. Mısır geleneklerine bağlılığıyla halkın sevgisini kazanıp, dinlerine saygı duydu. Ve sonunda Mısır hükümdarlarına verilen Firavun unvanını aldı. Bununla da kalmayıp Firavun geleneğini takip ederek kendi kız kardeşi ile evlendi.

İskenderiye Kütüphanesinin tasviri

Salı, Haziran 12, 2012 | By: vyucel yucel

JOHN CARTER (2012) (Taylor Kitsch - Lynn Collins - Willam Dafoe)

Edgar Rice Burroughs'un "A Princess of Mars" kitabından ilham alan "John Carter" filmi 9 Mart 2012'de Türkiye'de gösterime girmiş ve 180 Milyar $'a yakın hasılat yapmıştı. Aslında yazar Edgar R. Burroughs'un eseri, aynı adla 2009 yılında A Princess of Mars filmi de çekilmişti ancak düşük bütçeli yapım, sıradan bir film olmuştu. İki filmi de seyreden biri olarak ikinci filmde ki başarıyı ayrı bir yere koymadan edemiyorum.


Çarşamba, Haziran 06, 2012 | By: vyucel yucel

Yaz Sezonu Yabancı Dizi Takvimi

Yaz sezonu genelde sinema ve televizyon dizileri anlamında genelde sıkıcı olmuştur. Yıllardan beri böyleydi. Ancak son bir kaç yıldır bir çok yabancı televizyon yapımcısı durumu fark etmiş olacaklar ki, yaz sezonuna iddialı diziler hazırlıyorlar. Bu sezon da bir çok yaz dizisi izleyeceğiz. Geçtiğimiz yıllardan süregelen ve yeni bir çok yapım var. Kendimce en beğendiklerimi paylaşmak istedim.

Bu arada kendi dizi izleme yöntemimi de sizlerle paylaşmak isterim. İsteyenler dizi isimlerinin üzerine tıklayarak diziyi direk site üzerinden izleyebilirler... 
Eski yeni tüm sezonları barındırmaya çalışan, özverili sitelerden birisi...
İçeriğinde bir çok diziyi bulabilirsiniz...


Cumartesi, Haziran 02, 2012 | By: Mustafa Işık

Göçebe Hayatlar...

         

Yörük ismini duyarız ama kimdir bunlar..? Geçmişten olmasa da günümüzde nasıldırlar..?
Biraz bakalım isterseniz Yörüklere..



A CLASH of KINGS ( KRALLARIN ÇARPIŞMASI ) - Kitap ve GAME OF THRONES Dizisi 2. Sezon


Biraz geç okumaya başladığım seri hızla beni etkilemeyi ve sürüklemeyi başardı. Buz ve Ateşin Şarkısı serisinin ilk kitabını okuduktan sonra arada bir kitap daha okumadan başlamak istemedim. Ancak o kitap biran önce Kralların Çarpışması kitabının ilk kısmına başlamak için sabırsızlandım ve sanırım o kitabın ne olduğunu sırf bu yüzden anlatamam. 
Cuma, Haziran 01, 2012 | By: vyucel yucel

Haziran'da Vizyona Girecek İzlenesi Filmler

Yaklaşık 2 hafta kadar önce bir baktım ki epey vizyona girecek filmlerin tamamını tanıtan sinema içerikli bir sayfaya dönüştü ama aslında benim blog yazma amacım bu kapsamda değil. Ben kendi beğendiklerimi/ beğenebileceğim şeyleri paylaşmak için açmıştım bu blogu dedim kendime ve kendi çapımda radikal bir kararla (bu cümleyi tuttum) bundan sonra her ay başında o ay vizyona girecek filmlerden seyredilesi gördüklerimin tanıtımını yapmaya karar verdim... Yılın altıncı ayıda buna başlangıcım olacak... Hadi hayırlısı diyelim ve başlayalım... 


Cuma, Mayıs 11, 2012 | By: vyucel yucel

CHRONICLE (2012) - (Dane DeHaan - Alex Russell - Michael B. Jordan)-

CHRONICLE
2012

Biri asosyal 3 genç aslında çok da ortak yönleri olmamasına rağmen doğaüstü bir şey yaşarlar. Bu olay hayatlarını tamamen değiştirecek ve yaşama bakış açılarında değişikliğe neden olacaktır. Andrew tamamen dış hayattan kendini soyutlamış bir öğrencidir. Kuzeni Matt'in ısrarı üzerine hayatında ilk kez bir partiye gider. Matt ve Steve parti alanının biraz dışında yer altına uzanan ve garip sesler duyulan bir delikle karşılaşırlar. Steve, hayatının her karesini kameraya çekmek gibi kimsenin anlayamadığı bir çabaya girişen Andrew'i de çekim için mağara yada delik (herneyse) yanına çağırır. Ve 3 gencin o deliğe cesur bir hamle ile girmeleri sonucu hayatları tamamen yön değiştirir. Parlak ışık saçan bir nesne ile temas eden gençler doğaüstü bir güce sahip olurlar nesneleri düşünce gücüyle kontrol etmek gibi... 



Salı, Mayıs 08, 2012 | By: vyucel yucel

11 Mayıs Haftası Gösterime Girecek Filmler

11.05.2012 Haftası Vizyona Girecek Filmler

11 Mayıs Cuma günü Türk sinemalarına 7 yeni film dahil olacak. Bu hafta çok iddialı filmler olmasa da izlenecek filmler olduğunu söyleyebilirim. Son dönemin aksiyon filmi oyuncularından Jason Statham' la "Safe" filmi bu hafta ekranlarda olacak. Romantik film isteyenlere ise Katherin Heigl'le "One for the Money" hitap edecek. İllaki Türk filmi diyenler ise bu hafta "Can" ve "Komik Bir Aşk Hikayesi" filmlerini izleyebilirler. 
Yıllardan beri dans ekibi dediğimizde akla ilk gelen ekip olan Mustafa Erdoğan koordinatörlüğündeki "Anadolu Ateşi" ekibi kendi adlarıyla çıkardıkları  "Efsanelerin Dansı : Anadolu Ateşi" isimli 3D gösterimi ile vizyona gelecek. Her ilde gösteri yapmayan ve yaptığında yüksek bilet ücretleri nedeniyle canlı izleme fırsatı bulamayanlar 3D seçeneğinden çok memnun kalacaktır. 


Cuma, Mayıs 04, 2012 | By: vyucel yucel

İki Cami Arasında Aşk - Mürvet Sarıyıldız

İKİ CAMİ ARASINDA AŞK
Mürvet Sarıyıldız
Mola Yayınları
Kanuni Sultan Süleyman ve çok sevdiği Hürrem'in kızlarına Valide Sultan doğduğunda Ay ve Güneş anlamına gelen Mihrimah ismini vermiştir. Kendi isteğiyle devşirme olarak Osmanlı topraklarına gelen ve mimari yetenekleriyle dikkat çekmekte olan 50'li yaşlarındaki Sinan, Sultan Süleyman'ın bir seferi sırasında karşılaşırlar. Mihrimah henüz çok gençtir ve Sinan 50'li yaşlarındadır ve üstelik evlidir. Ama seferden dönene kadar Sinan'ın aklı Mihrimahtadır.


4 Mayıs Haftası Gösterime Girecek Filmler

04.05.2012 Haftası Vizyona Girecek Filmler

Bu hafta 6 yeni film Türkiye sinemalarında gösterime giriyor. Mayısın ilk haftasında gösterime girecek olan bu filmlerden birisi Türkiye'nin alışık olmadığı bir türde bir belgesel. Genelde Türk yapımı belgeseller hayvanlar alemini anlatırken ilk defa (en azından benim hatırladığım ilk) ekolojik denge ve şehir kirliliğini konu alan ilk belgesel olacak "Ekümenopolis : Ucu Olmayan Şehir".

Çocuklar ve animasyon sevenler içinde "Sevimli Balık Pupi" bu hafta beyaz perdede olacak. Yine bir animasyon olan "Pariste Çılgın Macera" 3D seçeneğiyle sinemalarda.

Hollywood'un çizgi roman uyarlamalarından olan, girişini geçtiğimiz yıllardan "Captain America: The First Avenger", "Hulk", "Thor" ve "Iron Man" gibi filmlerle yapılan serinin devamı gibi olan "The Avengers" yani Türkçe adıyla "Yenilmezler" bu hafta gösterime girecek... Demir Adam, Kaptan Amerika, Hulk, Thor, Black Widow ve Şahin Göz'ün yer aldığı süper bir macera filmi olduğunu tahmin ediyorum. 220 Milyon $'lık bütçeyle çekilen film açılış haftasında sadece ABD dışında 178 Milyon $ hasılat elde etti. Neden bilmiyorum ama Yenilmezler filmi bir çok ülkede geçtiğimiz haftalarda gösterime girse de Türkiye ve ABD'de gösterime bugün girecek.

Türk yapımı iki filmde bu hafta gösterime girecek. Bunlardan ilki "Vücut" filmi olurken, ikincisi "Ateşin Düştüğü Yer". İki filminde oyuncu kadrosu çok güçlü olmasada yaptığım araştırmalarda iki filmde son derece güzel filmler olduğunu öğrendim. Genel anlamda izleyicilerin beğenisini kazanan bu iki film bu hafta Türk sineması sevenler için gösterimde olacak. 


Perşembe, Nisan 26, 2012 | By: vyucel yucel

27 Nisan Haftası Gösterime Girecek Filmler


27.04.2012 Haftası Vizyona Girecek Filmler

Türkiye'de 8 filmin gösterime gireceği haftada benim ilk dikkatimi çeken isimini kendimle özleştirdiğim Pazarları Hiç Sevmem filmi oldu. Bunun yanı sıra güçlü kadrosu ile The Best Exotix Marigold Hotel yani türkçe adıyla "Hayatımın Tatili" dikkat çeken filmler arasında yer alıyor. IMDB.com'da aldığı 8.0 puanı ile merakla beklenen filmlerden biride "The Cabin in the Woods" (Dehşet Kapanı). Uzun zamandır tanıtımlarını görüp izlemeyi çok istediğim filmlerden biri olan The Raven benim gibi John Cusack hayranlarının dört gözle beklediği bir filmdi.
Kısaca filmlerin tanıtımlarını yapalım...


Sherlock Holmes: A Game of Shadows (2011) (Robert Downey JR. - Jude Law)

Sinemada izlemek için can attığım Sherlock Holmes filminin ikincisi olan "A Game of Shadows"u maalesef yaşadığım şehirde sinemaların getirmemesi sebebiyle izleyemedim. Mecburen süren bekleyiş geçtiğimiz günlerde filmin DVD'sinin çıkmasıyla sona erdi ve ben filmi çıkışının ikinci gününde izledim. İlk filmde hayranlık uyandıran Sherlock Holmes şimdiye kadar defalarca filmlere ve dizilere konu oldu. Sir Arthur Conan Doyle'un eserleri ile hayata gelen Sherlock karakteri 2011 yapımı filminin dışında ayrıca çok da güzel bir dizi ile aynı zamanda devam etmekte. Yazıyı okuyanlar yanlış anlamasın dizi ve film ayrı ekiplerce ve senaryolar ile çekiliyor.


Çarşamba, Nisan 25, 2012 | By: vyucel yucel

The HUNGER GAMES (2012) - (Jennifer Lawrance - Josh Hutcherson - Liam Hemsworth)

        Daha önce blog da yazdığım üzere en yakın zamanda Açlık Oyunları filmini izleyip izlenimlerimi aktaracaktım. Geçtiğimiz günlerde filmi izledim. Belki de roman uyarlamalarında senaryoya bu kadar sadık kalan mümkün olduğunca seyircinin ve okurun etkileneceği sahneleri filme yansıtmaya çalışan bir film olmuş Açlık Oyunları. Hep okurların şikayet ettiği gibi kitabın önemli yerlerinin filme yansıtılmaması söz konusu değil ancak bu kadar da kitaba bağlı kalınması beni rahatsız etti. Evet bunu okurken bazıları ee sende ne yapsın adamlar dediğini duyar gibi oluyorum hakikaten de öyle ancak filmde konu olarak işlenen o kadar çok şey varki sanki hızlı geçilmiş gibi bir rahatsızlık hissi uyandırdı bende. Baş rolde Katniss Everdeen karakterini Jennifer Lawrance canlandırıyor.
   

Pazartesi, Nisan 16, 2012 | By: vyucel yucel

Ben, Sen ve O



      Biliyormusunuz Ayşe teyzenin büyük kızı mini etek giymiş, Ercan amca bakkaldan bira alırken görülmüş, Haydar abinin kızı bir oğlanla el ele geziyormuş mesela duymayanınız varmı? Mualla abla başı açıkmış, Hüseyin karısıyla kavga etmiş, 1 yıllık evli Ayla ile Mehmet'in çocukları olmuyormuş sanırım haberiniz varmı? Evet evet 1 yıllık evliler ve çocukları olmuyor şaşırmadınız mı? Ben çok şaşırdım vallaha! Cenk bey karısını aldatıyormuş. Başımıza taş yağacakmış. Evet ülkemizde bir çok mahallede bir çok semtte konuşulan konular bunlar... Diğerlerinde de konu şöyle. Ayyhhh biliyormusunuz Mükerrem başını örtüyor. Şu yeni komşu adı neydi Mualla'mı ne işte o da 4. çocuğa hamileymiş. Kocası izin vermeden çıkmazmış dışarıya. Süleyman bey alkol almıyormuş. Geçen gün ısrar etmişler içmemiş. Oğulları Berk'in hiç sevgilisi olmamış mesela.

Pazar, Nisan 15, 2012 | By: vyucel yucel

Korkarak Yaşıyorsan...

    Bu yazıyı yazarken kendimle söyleşi yaptığımdan haraketle aklıma gelen ilk şarkıyı açtım...
    Eğer bir okuyan olursa bunu okurken ekleyeceğim youtube videosundan play tuşuna bassın önce :)
    Böylece belki aktarmak istediklerimi daha iyi anlar okuyanlar... Okuyan olmassa zaten anlaşılacak bir şeyde yoktur.
Cumartesi, Nisan 14, 2012 | By: vyucel yucel

Game Of Thrones: Parody


Cumartesi günü can sıkıntısıyla internette araştırmalar yaptım ve ilginç bilgiler ve değişik paylaşımlar gördüm bunlardan biri Game Of Thrones Of Muppets'dı ve onu ayrıca paylaştım az önce. Daha sonra Game Of  Thrones adıyla hazırlanan bir çizgi-parodi gördüm. 10 bölümlük ilk sezonun ardından ikinci sezonun ilk bölümü içinde bir parodi hazırlanmış. Ben izlerken gayet eğlendim. Paylaşmak istedim bundan sonraki bölümlerinde takipçisi olacağım yayınlandıkça bu başlık altına eklemeye çalışacağım...
İyi Seyirler...

The Muppets Karakterleriyle Game Of Thrones


Bir site Game Of Thrones karakterleri ile Muppets karakterlerini bir araya getirerek bana göre çok güzel bir çalışma ortaya koymuş. Özellikle benim favorim Kahl Drogo'nun Animal Drogo olarak tasvir edilmesi. Buyrun bu tiplemelerden bazıları...
Cuma, Nisan 13, 2012 | By: vyucel yucel

13 Nisan Haftası Gösterime Giren Filmler

13.04.2012 Haftasında Vizyona Giren Filmler
Bu hafta vizyona 5 yeni film girecek. Bunların arasında en çok dikkat çekenlerden birisi şüphesiz Zeki Demirkubuz'un "Yeraltı" filmi. Yeraltı filmi Dostoyevski'nin Yeraltından Notlar adlı kitabından uyarlanmış. Engin Günaydın'ın performansı ile taşıdığı film haftanın izlenesi filmlerinden birisi. Aşk Yemini adıyla çevrilen "The VOW" süprizlerle dolu bir romantik film. Eşinin kendisini unutmasına dayanamayan koca, eşine kendini hatırlatmak için çabalamaktadır... Bu filmler dışında gösterime giren üç film daha var. Yazının devamını okuyarak bu filmler hakkında bilgi edinebilir, yine her filmin altındaki bağlantıdan fragmanlarını izleyebilirsiniz...
İyi Seyirler...

GAME OF THRONES - TAHT OYUNLARI (GEORGE R. R. MARTIN)

   GAME OF THRONES
TAHT OYUNLARI
GEORGE R. R. MARTIN
         Bu yazıyı yazmak için sabırsızlandığımı söyleyebilirim. Çünkü dizisinin ilk sezonunu izleyip kitabını sonra okumak bahtsızlığı yaşadığım bu kitapta farketmeden bir doğru birşey yaptığımı anladım. Kitap yazarı George R. R. Martin gerçekten çok büyük bir dünya yaratmış romanında. Epik- Fantastik türdeki eserinde bizleri bambaşka bir yaşamın tam ortasına koyuyor. Gerçekten son yıllarda okuduğum en güzel kitap olduğuna karar verdiğim Martin'in eseri o kadar geniş ve ayrıntılı anlatmış ki gerçekten direk kitabı okuyan birisi kim kimdi derken kitabın sonuna gelebilir. O kadar çok güçlü karakter var ki kitabın içinde yazar kitabın sonuna bu kişilerin tamamının kim olduğunu gösteren aile haritalarını eklemek zorunda kalmış. Bu da benim şansım oldu çünkü kitabı okurken görsellikle desteklemiş oldum. Karakterleri dizideki oyuncularla birbirine bağlayınca kitapta kim kimdir sorununu hiç yaşamadım.
     
Pazartesi, Nisan 09, 2012 | By: vyucel yucel

THE GREY (2011) - LIAM NEESON

  Bazı oyuncular vardır bir filmi tek başına yürütürler. Bunu düşününce aklıma hemen gelen isimlerden biri Will Smith. Smith I Am Legend (2007) filminde filmin büyük bölümünü tek başına yürütmüş ve çok da başarılı bir iş çıkarmıştı.
  The Grey filmi işte buna benzer bir film. Liam Neeson aksiyon filmlerine yeni bir bakış açısıyla baktıran aktörlerden. Beğenen veya beğenmeyenler vardır elbet ama genelde filmlerdeki oyunculuğu benim için tatmin edici düzeyde oluyor.
 Bundan bir önceki izlediğim Neeson filmi Unknown (şiddetle tavsiye ederim) gerçekten iyi bir yapımdı. The Grey filmine de bu bakış ile başladım en az onun kadar güzel bir film izlenimi uyandırdı nedense bende.
  Ancak filmi seyrettiğimde tatmin olmadığımı söyleyebilirim.
Genel anlamda oyunculuk olarak film iyi olsa da sanki filmin senaryosu biraz uzun metraj film için yeterli değil izlenimi verdi.
   Live or Die On This Day (Bugün yaşa ya da öl!) sözü filmde Neeson'un canlandırdığı Ottway karakterinin hayat felsefesini anlatıyor.




Spor Toto Süper Final

İlk hafta Beşiktaş evinde Galatasarayı; Fenerbahçe ise Trabzonspor'u konuk edecek.

Süper Lig'de bu sene yaşanan şike skandalı arkasından çıkış formülü olarak görülerek getirilen Süper Final sistemi için 9 Nisan günü yapılan kura çekimi sonucunda öncelikle Avrupa Grubu denilen ikinci dörtlünün kuraları yapıldı ve Bursaspor, Eskişehir, İstanbul B.B ve Sivasspor takımlarının kuraları çekildi. 
Arkasından yapılan kura çekiminde şampiyonluk ve şampiyonlar ligi için yarışacak Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş ve Trabzonspor kuraları çekildi.


Pazar, Nisan 08, 2012 | By: vyucel yucel

MISSION IMPOSSIBLE : GHOST PROTOCOL (2011) - (TOM CRUISE - PAULA PATTON - JEREMY RENNER)

     Ethan Hunt (Tom Cruise) maceralarının 4. filmi 2011 yılında gösterime girdi. Sinemalarda izlediğim bu filmi buraya neden şimdi yazdığımı düşünebilirsiniz. Nedeni filmin serisini çok sevmem ve dün akşam DVD'den tekrar izlemiş olmam.
     Kısaca serilerin özetini geçersek Ajan Hunt "Impossible Mıssıon Force" adı verilen bir gizli ABD hükümet organizasyonunda çalışan, anlık akıllı çözümleri ve yetenekleriyle ünlü bir ajandır. Devlet su yüzüne çıkmadan halledilmesini istediği konuları ya da gizli operasyonlarını bu birlik aracılığıyla yapmaktadır.
     Her filminde olduğu gibi Hunt görevini sıradışı bir şekilde alır ve görevin iletilmesini sağlayan araç kendini mesajın takibinden 10 saniye sonra yok eder. Bu artık bir türkçe deyimiyle Görevimiz Tehlike klasiği...
     Aslında başrollerini yazarken çok zorlandım filmin çünkü o kadar çok iyi oyuncu ve filme yön veren karakter var ki hepsini yazmam da olmayacağı için sadece afişteki 3 kişiyi yazmaya karar verdim. Ancak değinmeden edemeyeceğim kişiler de var. Kısaca değinirsek Lost'taki ilginç Sawyer karakteri ile Josh Holloway çok büyük bir rolü olmasada filmimize renk katmış. Michael Nyqvist, Simon Pegg ve Anil Kapoor filmin bence çok önemli renkleri olmuşlar.


Cuma, Nisan 06, 2012 | By: vyucel yucel

Kayıp Sembol (The Lost Symbol) - Dan Brown


KAYIP SEMBOL 
(THE LOST SYMBOL)
DAN BROWN
ALTIN KİTAPLAR


      Kitabı bitireli 2 gün olmasına rağmen direk yazıp kitabın heyecanı ile yanlış fikir vermek istemedim. Dan Brown 5. kitabı olan Kayıp Sembol'de Da Vinci Şifresi ve Melekler ve Şeytanlar adlı kitaplarından sonra tekrar dahi profesörümüz Robert Langdon serisine dönüş yapıyor. 

Çarşamba, Nisan 04, 2012 | By: vyucel yucel

Açlık Oyunları (The Hunger Games) - Suzanne Collins

Açlık Oyunları
Suzanne Collins
Pegasus Yayınları
      Açlık Oyunları kitabı uzunca bir süredir kitaplığımda durmaktaydı. KPSS çalışmalarım nedeniyle kitaplığımdaki dünyadan ayrı kalmıştım. Bugünlerde kitap okumaya müsaitim diyerek kitaplığa yöneldiğimde gözüme ilk çarpan kitap Açlık Oyunları oldu. Aslında bu tarz seri kitapları tüm kitaplar elimde olmadan okumaya başlamak istemem ancak serinin ikinci kitabı olan Ateşi Yakalamak'da elimdeydi ve sete başlamaya karar verdim. Elimdeki kitap ilk baskı ve 2009 yılında çıkarılmış.
      Kitabı elime alıp başladığımda ilk sayfalarda izlenimim bir gençlik kitabı olduğuydu ama ilerledikçe yazarın zekice yazdığı kitap ilgimi çekmeyi başardı.
Suzanne Collins
       Hikayemizin başrolü ve anlatımı kendisi yapan hanımefendinin adı Katniss Everdeen. Bütün hikayeyi Katniss'in anlatımıyla okuyoruz. Hikayemizde Capitol dediğimiz zenginlerin yaşadığı şehir ve bunun dışında insanların her birinin belli işlerle uğraştığı 12 Mıntıka (Orijinal adı kitapta District olan bölgelere kitap çevirisinde mıntıka denilmiş.) vardır. Katniss, küçük kızkardeşi Prim ve annesi 12. Mıntıka'da yaşamaktadır. 12. Mıntıka maden işleri ve kömür işlemeyle uğraşmaktadır ve kahramanımız Katniss'in babası yıllar önce bu kömür çıkarırken maden kazası sonucu ölmüştür. Katniss ailesinin bakmak için gizlice 12. Mıntıka sınırları dışına çıkarak avlanır ve normalde yasak olan bölgeye çıkışına 12. Mıntıka görevlilerinin işine geldiği için izin verilir.



Salı, Nisan 03, 2012 | By: vyucel yucel

Dream House (2011) (Daniel Craig - Naomi Watts - Rachel Weisz)

 Blog açılış yazımda da yazdığım gibi deneyimlerimi paylaşacağım bu sayfada açılış yazımdan sonra ikinci yazımı az önce izlediğim filmi anlatmak için yazma kararı aldım.

Dream House filminin yönetmeni Jim Sheridan, senaryo yazarı ise David Loucka.
Başrollerini son James Bond'umuz Daniel Craig , Naomi Watts ve bence oyunculuğu her filmde üst düzeyde olan Rachel Weisz'in oynuyor.
Film durağan bir şekilde başlasa da gizemi sizi sarıp sarmalıyor. Çalıştığı yayınevinin editorlüğünden istifa eden  Will Atenton  (Daniel Craig) ailesine yani evde kendini bekleyen eşi (Rachel Weisz) ve iki küçük sevimli kızına döner. Yeni taşındıkları bu evde 5 yıl önce korkunç bir cinayet yaşanmıştır ve evin sahibi Peter Ward eşi ve kızlarını bir gecede vurarak öldürmüştür. Bu sırada eşi de silahı onun elinden alıp Peter'ı kafasından yaralmıştır.





Bloglamaya başlarken...

Bugün kendimce radikal bir kararla blog yazmaya karar vererek başladım... Aslında bunları yazarken bile kimsenin okuyacağını düşünmesemde 'kendimlesoylesi.blogspot.com' adını verdiğim blogumun adına hizmet edeceğini düşünüyorum.

Ne sıklıkla yazarım bilmiyorum belki zamanla unutacağım ve dijital dünyanın kirlenmesine bende bir nebzede olsa katkıda bulunacağım bilmiyorum ama eğer burada yazı yazmak zor gelir veya ilgilenmediğim bir hobi haline gelirse blogu bunu farkettiğim anda sileceğimden emin olabilirsiniz.

Burada neler yazacağıma neler paylaşacağıma gelirsek bunların kapsamını bende bilmiyorum ama benim hoşuma giden ve insanlarında seveceğini düşündüğüm herşeyi yazabilirim. İlk aklıma gelen oynadığım oyunlar, gezdiğim yerler, okuduğum kitaplar, izlediğim filmler, kullandığım yararlı bulduğum programlar ve teknolojik cihazlar... Aklıma şimdilik bu kadarı geliyor.

Buraya yazma nedenlerimin en başında yararlı olmak geliyor. Çünkü son günlerde internette yaptığım tüm araştırmalarda sonucu veya çözümü bir arkadaşın blog sayfasında buldum. Bir çoğu kaynak ekleyerek verdiği bilginin bir referansı olduğunu göstermiş ve geçerliliğini kanıtlamıştı. Bende bunları düşünerek belgi hayattan edindiğim bilgiler ve deneyimlerden başkalarının da yararlanabileceğini düşündüm.

Klişe gibi gözükse de söylenen bazı sözler çok anlamlı olabiliyor. Bunlardan burada değinmek istediğim çok bilinen "Paylaştıkça azalmayan şey bilgidir" sözü bu  blogu yazmamda en büyük etmen. Her ne olursa olsun eğer yanlış bir bilgi paylaşımım olursa yorum yoluyla veya kendimlesoylesi@gmail.com yoluyla bana ulaşarak bu bilgiyi düzeltmemi isteyin. Hatalar yapabilirim ve kimseyi de yanlış yönlendirmek istemem.

İlk paylaşımım burada bitiyor. Okuma zahmeti gösteren herkese selamlar...

Bu Blogda Ara