Cuma, Nisan 06, 2012 | By: vyucel yucel

Kayıp Sembol (The Lost Symbol) - Dan Brown


KAYIP SEMBOL 
(THE LOST SYMBOL)
DAN BROWN
ALTIN KİTAPLAR


      Kitabı bitireli 2 gün olmasına rağmen direk yazıp kitabın heyecanı ile yanlış fikir vermek istemedim. Dan Brown 5. kitabı olan Kayıp Sembol'de Da Vinci Şifresi ve Melekler ve Şeytanlar adlı kitaplarından sonra tekrar dahi profesörümüz Robert Langdon serisine dönüş yapıyor. 



      Önce kitabı anlatarak başlamayı daha uygun buluyorum kendi görüşlerimi sona saklayayım böylece okuyan sizlerinde kitab hakkında fikirleri oluşsun diye düşünüyorum... Aslında bu uygulamayı bundan sonraki tüm kitap ve filmlerde de yapmalıyım ki site için bir kural oluştursun.
       Robert Langdon huzurlu bir günün başında aniden gelen bir telefon ile planlarında değişiklik yapar. Langdon'un eski dostu, akıl hocası Peter Solomon'un sekreteri onu Washington D.C'de düzenlenen bir seminerde sunum yapması için Solomon'un davetini iletmek üzere aramıştır. Kitap her zamanki Dan Brown öğeleriyle bezenmiş şekilde Langdon'un Solomon'u nereden tanıdığını anlatan flashbacklerle(geriye dönüş) devam eder. Langdon ve Mason dostu Solomon'un hayat hikayesini de yazar her zamanki ustalığıyla arada anlatmakta...
        Kendini bir anda Washington'da ABD Kongre Binasında bulan Langdon'u yine Antik Gizemler, Tarikatlar, Masonlar ve bolca aksiyon beklemektedir. Hikaye özü itibariyle çok haraketli değil. Hikayenin esas kısmının tamamı Washington'da geçiyor ancak flasbackler ve diğer hayat hikayesi anlatımlarında zaman zaman hem Amerika'nın diğer eyaletlerine hemde başta Türkiye olmak üzere bir kaç ülkeye daha uzanıyor. Küçük bir anlatım kısmı İstanbul'da geçiyor. ( Neden bilmiyorum ama bu kitap elimin altında olmasına rağmen uzunca bir süredir okumaya başlamamıştım. Ama geçtiğimiz günlerde bir arkadaşımın hikayenin bir kısmının İstanbul'da geçtiğini söyleyince nasıl acaba diye merak ettim. Halbuki hikayenin İstanbul'da geçmesinin ne önemi varsa... Neyse bununla ilgili yorumlarıma yazının son yorum kısmında deyineceğim.) 
        Dan Brown bu sefer aslında Robert Langdon'u aşan bir olaya el atmış sayılır aslında. Diğer hikayelere tamamen yönlendiren kişi Langdon olsa da bu sefer hikayede (sıklıkla gizemi Langdon'un çözdüğünü iddia edilsede) ben bu görüşe katılmıyorum. İllumanti'yi işlediği Da Vinci Şifresi'nden sonra yazar Kiliseyi anlatan Melekler ve Şeytanlar'da da Langdon'un antik gizemler hakkında bilgisine sıklıkla başvuruyordu. Ancak bu sefer Langdon peşinde koştukları maceraya baştan sona kadar hiç inanmadı ve hep hikayenin diğer kısmı aydınlatıcı oldu. 
        Washington'da Masonları anlatan Brown'ın bu hikayesindeki kötü karakterimiz Mal'akh adında ve kendince sebeplerle Solomon ailesinden hiç hoşlanmıyor. Solomon ailesi ve onların uğraştıklarına takan kötü karakterimiz Peter Solomon'u kaçırdıktan sonra olaylar serisi başlamış oluyor. Washington'un içinde bir koşuşturmacayla geçen hikayenin büyük bir kısmı son derece durağan geçse de önceki kitaplarından bildiğimiz gibi yazar buralarda okuyucunun ilgisini küçük donelerle çekmeyi başarıyor. 
       Romanda anlatılan diğer karakterler ise başta Katherine Solomon yani Peter'ın kız kardeşi. Mason locasının üst katmanlarından mimar Warren Bellamy'de hikayede önemli bir rol oynuyor. Tabii ki unutulmaması gereken karakterlerden birisi hikayeye bence farklı bir hava katan CIA başkanı Inoue Sato. Evet daha önceki kitaplarında da bir polis ya da kolluk kuvveti hikayeye eşlik ediyordu ama aksiyon denince akla gelen ABD kurumlarından biri olan CIA (Central Intelligence Agency - Merkezi Haber Alma Teşkilatı) yüksek teknoloji silahları ve istihbarat kanalları ile anlatılan romanı çok farklı yerlere sürüklüyor. 


       Yazmak istediğim o kadar çok şey var ki ama kendimi tutuyorum çünkü olurda burayı birisi okursa :) ve bu kitabı okumayı düşünen birisi olursa kitabın heyecanın kaçmasını istemiyorum. Son olarak bahsettiğim gibi kitapla ilgili yorumlarımı aktarmak istiyorum. 
        Artık alışıldık bir durum olduğu üzere özgün bir kitap çok okunduğu ve beğenildiği takdirde o tarz kitaplar alıp başını gidiyor. Bunun en önemli örneği bugünlerde vampir hikayelerinde yaşanıyor. Stephenie Meyer'ın yazdığı Alacakaranlık serisi güzel bir okuyucu kitlesi edinince bir baktım ki kitapçıların rafları vampir hikayeleriyle dolup taşmaya başladı. Tıpkı Da Vinci şifresinin çok ünlü olduğu sırada tarikatlar, illumunati kitaplarının sayısındaki artış gibiydi. Benim deyimimle kopya yazarlar iş başındaydı... Ancak her ne olursa olsun bu antik gizemleri işlemeyi bence gayet iyi başaran Dan Brown bu kitapta da anlatılacak yeni hikayeler olabileceğini gösterdi. Yanlış anlaşılmasın belki daha iyi yazanlarda vardır ama o kadar çok kitap çıktı ki bu tarikatlarla, illumunati veya masonlukla ilgili... Bunların sayısının artması konunun kalitesini arttırmadı aksine bence ilgi çekiciliğini azalttı. Bugün artık insanlar bu tarz kitapları belli kişilerden okumayı tercih ediyor. 
        Kitabın yarısının çok durağan ve aynı yerde geçmesi sanki hikaye zorlamaya uğramış ve sayfa sayısı arttırılmak için yazılmış havası uyandırsada bazı bölümlerde yazarın farklı yaşam hikayelerini açıklaması beni sürekli hikayenin içinde tuttu. 
        Yazımın ilk kısmında da değindim gibi kitapta bir mantık hatası oluşturulmuş. Prof. Langdon aslında çoğu gizemi çözememesine rağmen sürekli hak edenin elde edeceği bilgiye ulaşacaksın, bu gizemi alt ettin gibi bir yaklaşım sergilenmesi beni rahatsız etti. Sürekli hikayenin yan karatkerleri Langdon'a bilmediği bişeyi açıkladığı halde sürekli olayı çözen kişi oymul gibi tasvir edilmiş. Evet bir kaç tane çok önemli yerde çözümü var ama bence abartıldığı gibi değil. Benim aslında sevdiğim gibi giden bir şekilde işlenmişti roman. Hikayenin tamamı baş karakterin üzerine oturtulmadan baş karakter elbet önemli ama herşeyi onun yapmadığı çok fazla yardım aldığı ve belli noktalarda hikayeye dahil olduğu şekilde işlenmesi hoşuma gitse de anlattığım olay yüzünden biraz beğenmediğimi söyleyebilirim. Sanki burada yazar hem Langdon'u hikayenin biraz geri planına almaya çalışmış hemde çok geri aldım diyerek bir kaç pohpohlama ile ileriye ittirmiş gibi eğreti durmuş.
        Langdon serisi diyeceğim üçüncü kitapda diğer ikisi gibi filme çevrilirmi bilmem ama benim içimden geçen bu kitabın filminin çekilmemesi. Neden diye soracaktır her okuyan eminim. Buradaki çekilmesin dememin amacı asla konunun film konusu oluşturmayacağını düşünmemden değil sadece ilk iki kitabın filminde (Da Vinci Şifresi / Melekler ve Şeytanlar) konu kitabın dışına taşırılmış ve benim gördüğüm kitap uyarlaması filmler arasında hakkının verilemediği en büyük yapıtlar oldu. Özellikle Melekler ve Şeytanlarda dizi senaryosunu hazırlayan ekibin kitabı okuyup okumadıklarına dair şüphelerim var. Senarist yorumu evet ama bu kadar değişim hikayenin akışına yakışmıyor. 
        Nitekim son olarak belirtmek isterim ki her ne olursa olsun eğer gizem, eski çağ ve mason hikayelerini seviyorsanız Dan Brown'un yazdığı kitabı okumak doğru karar olacaktır. Hakkını vererek yazıyor eserlerini yazarımız. Ben okuduğuma memnunum ve okuyan çoğu kişininde böyle düşüneceğini tahmin ediyorum. Okuduğum en iyi kitaplardan diyemem ama yine olsa yine okurdum. Hikayenin dışına sürüklemeden sürekli roman içerisinde tutuyor okuyucusunu. 
Dan Brown
Kitaba verdiğim not: 7/10




2 yorum:

Ferdi Yorulmaz dedi ki...

Nasipse Turkiye'ye geldigimde alip okuyacagim diger tum Dan Brown kitaplari gibi. Detay ve yorum icin cok tesekkurler :)

VOLKAN YÜCEL dedi ki...

Ne demek ;)

Yorum Gönder

Bu Blogda Ara