Perşembe, Haziran 28, 2012 | By: VOLKAN YÜCEL

İnsanın Kendinle Mücadelesi : İskenderiye Kütüphanesi

Bir hikaye anlatmak istiyorum. İnsanoğlu tarihte bir çok kez kendi ırkına ihanet etmiştir. Ufak bir araştırmayla bile bunun bir çok örneğine rastlarız. Dünya savaşları mesela ve hatta tüm savaşlar, Hiroshima'ya atılan atom bombası ama aslında benim bildiklerim arasında en kötüsü İskenderiye Kütüphanesi'nin başına gelenler.

M.Ö. III. Yüzyılın başlarında Mısır'ın İskenderiye şehrinde, Ptolemaios Hanedanı tarafından kurulmuş olan kütüphane, sadece kitapların bulunduğu bir bina değildi.  Aynı zamanda bir bilim merkeziydi de. Hem müze hem kütüphane hemde bilim merkezi gibi kullanılan İskenderiye Kütüphanesini ve dolayısıyla insanlık tarihini hazin bir son bekliyordu. 


İskenderiye şehrini M.Ö. 332 yılında  III. Alexandros (Aynı zamanda İskender Rumi, İskender Yunani ve Makedonyalı İskender ve tarih sahnesinde en çok bilinen adıyla Büyük İskender) tarafından kuruldu. İskender'in ölümüyle imparatorluk dağılınca, komutanlarından Lagos'un oğlu Ptolemaios 1. Soter İskenderiye şehrini ele geçirir. Savaşı sevmeyen Ptolemaios, hiç bir zaman ülkesinin topraklarını genişletme hevesinde olmamıştı. İlgisi daha çok sanat ve edebiyat üzerineydi. Mısır geleneklerine bağlılığıyla halkın sevgisini kazanıp, dinlerine saygı duydu. Ve sonunda Mısır hükümdarlarına verilen Firavun unvanını aldı. Bununla da kalmayıp Firavun geleneğini takip ederek kendi kız kardeşi ile evlendi.

İskenderiye Kütüphanesinin tasviri


İskenderiye şehrini onarımlar ve tadilatlar ile geliştirip dönemin en güzel şehirlerinden birini kurdu. Ptolemaios'un emriyle sarayın en güzel yeri seçilerek İskenderiye kütüphanesi kuruldu. Önceleri müze gibi olan bu yapıda o dönemde bilinen tüm hayvan ve bitki türlerinin örneği bulunmaktaydı. Ayrıca bir botanik bahçesi ve rasathanesi de bulunmaktaydı. Gittikçe geliştirilen ve büyütülen kütüphanede zamanla insan anatomisi üzerine araştırmalar yapılacak bir anatomi salonu açılmıştı. Bu süper bina içerisinde zamanla; fizik, kimya, tıp, astronomi, matematik, felsefe, edebiyat ve fizyoloji bilgi evleri yapılmıştı.

Müzenin en önemli bölümü kütüphanesiydi. Kütüphanenin müdürü ülke sınırları içerisinde bulunan tüm kitapları alma yetkisine sahipti. Böylece muhteşem bir zenginliğe erişmeye başlayan kütüphane, ülkeye getirilen eserlerin kopyalanıp asılları kütüphanede tutulmak kaydıyla kopyası sahibine veriliyordu. Bunun dışında yurt dışına giden devlet çalışanları orada buldukları kitapları satın alıp ülkeye getiriyorlardı. Böylece dünya üzerinde dağınık bir şekilde ve kaybolmaya mahkum durumda olan eserler bir araya getirilip, düzenli bir şekilde saklanıyordu. İçerisinde 150 bin cilt el yazması eser                                                             olduğu tahmin ediliyordu.



İşte bu muazzam kütüphane insanoğlunun kendine ihaneti denilebilecek bir nedenle yok edildi. Bir çok tarih kaynağında farklı nedenlere yer verilmekte. Ancak kütüphanenin yıkılmasını konu alan iki güçlü olasılık var. İlki Mısır'ı uzun yıllar fethetmekte zorlanan Gaius Julius Caesar tarafından yıkılması. İskenderiye çıkartması uzun süren ve zorluklarla karşılaşan despot lider Caesar yani Sezar kütüphanenin büyük kısmını zarar görmesine ve yıkılmasına sebep olduğu görüşü çok yaygın. İkinci bilgi ise fanatik görüşler nedeniyle antik Pagan tapınakları ve yapıların istenmemesi sonucu isyan çıkaran Hristiyanlar tarafından aşırılık sonucu tamamına yakın kısmının yok edilmesi. Bu görüşe göre dönemin imparatoru Theophilos Osiris tapınağının olduğu arsayı, kilise inşası için Hristiyanlara verdi. Yapılan kazılarda çıkan bazı eski dine ait taşlar şehirde alay konusu olunca eski dine mensup kişileri huzursuz etti. İki dine mensup olanlar arasında çıkan İsyan büyüyerek devam etti ve birbirlerine kızan bu fanatikler sonunda kütüphaneyi parça parça yıktılar. Bu iki görüşün dışında epey çok fazla iddia var olsa da tarih bu iki olasılık üzerinde bütünleşmiş durumda. 

Nedeni her ne olursa olsun, bu kütüphanenin yıkılması insanın kendine yaptığı büyük bir ihanettir. Edindiğim bilgiler ışığında en basit bilgilerden bugün hala çözülememiş olan büyük sırlara kadar bir çok bilginin bu kütüphanede var olduğuydu. Mesela bahsedildiği kadarıyla şu binlerce yıldır çözülemeyen Piramitlerin nasıl inşa edildiği, içinde hangi sırları barındırdığının bu kütüphanedeki kitaplarda mevcut olduğu biliniyor. Bir çok hastalık, tarımda verimliliği arttırma sırları ( ki bence çok önemli, büyük bir kısmı çöl olan bir ülkede tarım ürünlerini yetiştirebilmek çok önemli) ...vs 

Bugüne gelene kadar insanoğlunun çözemediği binlerce sır, binlerce çözümü bulunmayan hastalık ve bir çok araştırma o binayla birlikte yitip gitmiş. Belki de insanoğlu bugünkü medeniyet seviyesinin çok ilerisinde olacakken bugünkü şartlarda bulunmakta. Ne var ki günün şartlarında denilebilir. Ancak şu an ki bir çok çözümsüz hastalığın çaresi bulunmuş olabilir, tarihte yer alan önemli olaylardan ders çıkaran liderler savaş yerine barışı seçebilir, eğitim sonucu gelişen bilgi ve bilim akımı, tarihi bambaşka şekilde yazabilirdi. Tabi bunların tamamı olasılık ama sanki bu olay bile yaşanmasaydı bugün çok farklı yerlerde olunabilirdi. 

2002 yılında yıkılan kütüphanenin yerine Yeni İskenderiye Kütüphanesi yapılmıştır.
Yeni İskenderiye Kütüphanesi

Yeni İskenderiye Kütüphanesi 2002


Bu konuya ilişkin filmde çekilmiş tabi ki. Filmde kütüphanenin yakılma nedenini Pagan dinine inanlar ve Hristiyanların arasında mücadele sonucu çıkan ayaklanmada yıkıldığı görüşü ele alınmış. Ve kütüphanenin bilinen son müdürü Hypatia (Rachel Weisz) ve gelişen olaylar güzel bir şekilde sinemaya aktarılmış. İzlenmesini tavsiye ederim. Filmin adı "Agora". 2009 yapımı filmi beğeneceğinizden eminim. 


Bu da filmin fragmanı;







0 yorum:

Yorum Gönder

Bu Blogda Ara